Pts. Şub 6th, 2023

Benim Datçam Haber

Sizin İçin Değil Sizlerle Haber

*- ACI DENEYİMLERE RAĞMEN / YAŞAR EYİCE

İkinci Dünya Savaşı’nın hemen ertesinde ve iki büyük savaştan edinilen acı deneyimlerin üzerine, ortak bir değerler sistemi oluşturmak amacıyla kurulan Birleşmiş Milletler’in insan haklarının evrenselliği fikrini temel alan Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi bundan tam 74 yıl önce imzalandı.

Bundan tam 74 yıl önce tüm bireylerin hangi ırktan, renkten, dilden, dinden ve en önemlisi yüzyıllardır süre giden cinsiyetler arası eşitsizlikten bağımsız, özgür ve eşit olduklarını temel bir norm olarak ortaya koydu.

Tüm bu geçen yıllar içerisinde toplumsal cinsiyet eşitliğini yaygınlaştırma ya dönük çalışmalar kadınlar ve çocuklar başta olmak üzere kırılgan tüm grupların eşit bir dünyada yaşayabilmesi için hak temelli bir zemini yaratmaya bir adım daha yaklaşmamızı sağladı.

İnsan hakları bildirgesinde yer alan;

‘Yaşamak, hürriyet ve kişi emniyeti her ferdin hakkıdır.’ şiarıyla, katılımcı demokrasimizin en önemli öznesi olan birçok sivil toplum örgütlerimiz var.

Bunların çoğu hatta Kent Konseyleri ‘Kadın Hakkı, İnsan Hakkıdır’ diyorlar.

Ama merak ediyor ve size de soruyorum:

10 Aralık Dünya İnsan Hakları Gününde acaba herkes bizim gibi mi düşünüyor?

Hafta içinde gördük ve yaşadık!

Çocuk istismarlarını, kadın istismarlarını, insan istismarlarını…

Umuyorum;

Birlik ve beraberlik içinde bu sapık fikirlerden, düşüncelerden insanlarımız arınır ve güzellikleri paylaşır…

*- SİROZ BÖBREK HASTALIĞIDIR

Geçenlerde Gazeteci Cemal Bilge akrabası Safiye Ayla ile ilgili bir çocukluk anısını yazmıştı.

Cemal Bilge, Mustafa Kemal Atatürk’ün sesine hayran olduğu ve önemli toplantılarda misafir ettiği Ses Sanatçısı Safiye Ayla’nın, kendisine, gerici çevrelerin anlattığı gibi ‘Sarhoş’ bir kişi olmadığını, cemiyet toplantılarında herkes gibi bir kadeh ile gecesini tamamladığını ve iddia edildiği gibi ‘Siroz Hastalığı’nın da alkolden meydana gelmediğini anlatmıştı.

Aynı gün ben Yaşar Eyice de, Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesini Yüksek Ziraat Mühendisi olarak bitirdiğini ve ağzına bir damla bir içki koymadığı halde ‘Siroz’ olduğunu ve İngiltere’de tedaviye gittiği halde kurtarılamadığını belirtmiştim.

Başka örnekler de var…

Şimdi ben de size yine hafta tatili ‘hikâyesi’ olarak Safiye Ayla’dan söz edeceğim…

Kul Figani hatıratlarında şunu anlatmış:

‘Yıl 1977 İstanbul’da vatani görevimi yapıyordum.

Şimdiki Atatürk havalimanının adı o zaman Yeşilköy Havalimanıydı.

Benim görevim ise Yurtdışı dışı hatları giden-gelen yolcu VİP salonunda Jandarma Koruma ve Kontrol Komutanlığı…

(Şimdi bu kurum kaldırılmıştır. )

VİP salonu denen yerden sadece devlet adamları, siyasetçiler, siyasetçilere yakın işadamları ve sanatçılar geçiş yaparlar.

(Halkın geçiş yaptığı yer ayrıdır.)

*- KARAKURU BİR KADIN

Bir gün oldukça esmer, ince dalan, cılız, fizik itibariyle karakuru bir kadın Lufthansa havayolları uçağından inmiş ve VİP salonundan Türkiye’ye giriş yapıyor…

Yurtdışından gelen bu kadının valizlerinin sayı itibariyle çok ve ağır olması bizim askerin dikkatini çekmiş.

Asker valizleri açmak istiyor, kadın ise sessiz ve tepkisiz duruyordu.

Valizleri taşıyan korumaları olan erkekler ise askere valizleri açtırmak istemiyordu.

Asker ile korumalar arasında sanki bir arbede yaşanacak gibiydi… Müdahale ettim.

*- ŞAHANE BİR SES

Askeri yanıma çağırdım ve askerimle aramızda şu konuşmalar geçti;

-Asker?

-Emret komutanım!

-Kimin bu valizler?

-Aha şu Romen’in komutanım.

Kadının yanına vardım… ve;

– Merhaba

Öyle bir ipeksi sesle cevap verdi ki; yok böyle bir ses tonu.

Şahane bir kadın sesi…

-Merhaba, iyi nöbetler komutanım.

-Pasaportunuz lütfen?

Çıkarttı verdi.

Açtım ki ne göreyim, Atatürk’ün sanatçısı Safiye Ayla…

(Safiye Ayla 1907 İstanbul doğumlu, 1998 de Hakkın rahmetine kavuşmuştur. Mekânı cennet olsun bu Atatürk kadınının.)

*- ASKERİN BOYNU BÜKÜLDÜ

Askeri yanıma çağırdım ve sordum,

-Bu hanfendinin pasaportuna baktın mı asker?

Kim biliyor musun?

-Baktım komutanım, ama tanımıyorum…

-Asker?

-Emret komutanın.

Şimdi bu VİP salonundan Atatürk’ün manevi kızı Ülkü geçseydi, valizini açıp bakar mıydın?

-Asla bakmazdım komutanım.

Bu hanfenfendi Atatürk’ün sanatçısı , ‘Atatürk Kadını’ Sayın Safiye Ayla, deyince askerin boynu büküldü…

Safiye Ayla’nın da gözleri buğulandı…

Asker valizleri açmadı ve kendi eli ile taşıdı.

Safiye Ayla bana bir adres verdi ve;

-Her ikimizin de müsait olduğu bir zamanda bir kahve içimi misafirim olur musunuz komutanım?

Hafif başımı eğip, gözkapaklarımı kırparak gülümser bir ifadeyle kabul ettim.

*- KAHVEYİ HEP ACI İÇİYOR!

Bir gün nasip oldu ve gittim adrese…

Aslında adres çok açıktı, herkesin bilebileceği İstanbul Radyoevi.

Sordum görevliye…

‘Bu ne tesadüf, şimdi gelir, az bekleteceğim sizi’, dedi ve beni bir salona aldı.

Kısa bir süre sonra bizim halkın ‘çirkin’ dediği Safiye Sultan kapıdan içeri girdi.

Beni görür görmez tanıdı, gözlerinin içi parlıyordu, içinin güzelliği dışına vurmuş, o karakuru kadının sanki…

Selamlaştık.

Safiye hanım görevliye programını bir saat ertelediğini söyledi ve Radyoevinin karşısında bir eve gittik.

Kendi eviymiş meğerse.

-Kahvenizi nasıl olsun komutanım?

-Orta şekerli

‘Ben hep acı içerim de…’ dedi.

Kendi elleriyle kahve yaptı.

Tepsinin içinde iki farklı fincan ve iki su bardağı vardı.

Birisi normal beyaz bir fincan, diğeri ise işlenmiş nakışlı…

Gözüm etrafı sarı nakışlı fincana takılmıştı, o ara Safiye Ayla Hanım, sadece şunu söyledi

-Farklı değil mi?

-Evet.

-Sarı nakışlı olan şu Atatürkün hediyesi, bu fincandan kahve içti, fincanın bir eşi de kendi eşyaları arasında…

Çok nazik bir adamdı, ‘Bana çirkin olduğumu, hiç belli etmedi. Ben çirkin bir kadınım ama; ‘Atatürk’e perde arkasından şarkı söylediğim doğru değil’ dedi.

-Çok duygulandım Safiye Hanım.

-Atatürk kadınlara çok çok önem verirdi komutanım.

– Nakışlı fincanı işaret edip; ‘Buyurun efendim, şu fincan sizin’; diyerek kahvemi içmemi söylediğinde nutkum durdu…

‘Estağfurullah efendim’ diyerek beyaz fincanın kulpunu tuttum. (Utandım)

‘Ben acı içerim o sizin orta şekerli’ dedi.

Sarı nakışlı fincana uzanırken içimdeki titreme elime yansıdı.

Duygulandığım zaman avuç içlerim terler benim, su gibi olur.

‘Aaaa.., Affedersiniz, bir dakika sizin karanfiller solmadan vazoyu koyayım’ dedi ve teşekkür etti.

*- NUTUK’u OKUYUN YETER!

‘Bana Atatürk’ten bahseder misiniz?’ dedim.

Gülümsedi.

Ve evinin bir odasını gösterdi.

Gördüğüm manzara aynen şu;

Atatürk Kütüphanesi…

‘Hangi birini anlatayım komutanım, ama NUTUK okuyun yeter.’ dedi.

Sonra da siyah-beyaz albümlere baktık kısa bir süre…

Atatürk ve kadınlar…

Kadınların hepsi o kadar şık ve medeni bir kıyafet içindeydi ki; şu devirde bile öyle ne şık, zarif kıyafet var, ne de kadın…

Soru geldi Safiye Ayla hanımdan…

‘Bu kadınlar arasında hangisi benim?’

Parmağımla tek tek işaret ettim ve her gösterdiğime;

‘Evettt!’ dercesine başını salladı.

‘Nasıl tahmin ettiniz, en çirkini mi seçtiniz?’

‘Her resimde sizi sağına almış…’ dedim.

‘O da benim solumda yaşıyor…’ dedi.

Sarıldı, öptü ve; Vedalaştık…

*- ‘ÇİRKİN KADIN’ YOKTUR

O günden sonra beynimde yer eden bişey şudur;

Güzellik göreceli, ‘Çirkin kadın yoktur!’

‘Güzel İnsan!’ olmak vardır.

Nasıl ve nereye baktığınıza, neyi görüp, neyi göremediğinize bağlıdır güzellik…

Kadının; Modern kıyafet, zarafet, nezaket, kültür ve medeniyet ile yine kadının kendi özüne gösterdiği saygınlığı ile ‘iç güzelliğinin’ dışa vurması güzelliğin bir başka ifadesi değil mi?

Hani bir laf vardı ya;

‘Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır!’ diye…

Ne demiştim ilk başta;

Yıl:1977…

Şu an: 2020…

İşte tam; 43 yıl geçti…

Merhume ‘Güzel İnsan’ Safiye Ayla Hanfendiyi, rahmet ve saygıyla anıyor, ‘mekânı cennet olsun, ışıklar içinde yatsın’ diyorum.

Biz de Kul Figani’nin anlattıklarını şimdi iki yıl daha sonra 45’inci yılında okuyoruz, Aralık 2022’de…

Biz de ‘Nurlar içinde yatsınlar’ diyoruz, ‘ölümsüz’ insanlarımıza…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Copyright © All rights reserved. Sitemiz Realooks bilişim hizmetleri tarafından kurulmuştur.