Hepimiz biliyoruz;

En temel olan ve evrensel olan insan hakları, toplumların vazgeçilmezi, demokrasinin temelidir.

Ülkemizde pek çok alanda ve pek çok kesime yönelik insan hakları ihlalleri yaşanmaktadır.

Dün çocukların, geçen hafta kadınların yaşam haklarına yönelik ihlalleri, kısa zaman önce de hayvanlara yönelik ihlalleri konuştuk.

İnsanlık onurunun zedelenmesine yol açan ve en temel insan hakkı ihlallerinden olan işkence ve kötü muamelenin de tüm canlılar ve doğa için önüne geçilmek zorundadır.

Umarım yeni bir hafta ile birlikte bunları yani insan haklarına yönelik ihlalleri hiçbir yerde, hiçbir şekilde gündeme getirmeyiz.

*- BİR YÜK DAHA

Çeşme Belediye Başkanı M. Ekrem Oran, İzmir’deki 9 ilçenin bağlı olduğu, yaklaşık 550 bin nüfusa sahip Yarımada Belediyeler Birliği Başkanlığına seçildi.

Nasıl ‘İzmir Milletvekillerini sayın?’ diye sorarsak, tamamını bir çırpıda hiç birimizin anımsayamayacağı gibi İzmir Yarımadası’nı meydana getiren ilçelerin tamamını da tam anımsayan sanıyorum çıkmaz..

Karaburun, Çeşme, Seferihisar, Urla, Selçuk ile Güzelbahçe, Balçova, Narlıdere ve Menderes ilçelerini kapsayan Yarımada Belediyeler Birliği seçimleri gerçekleştirildi. Urla Belediye Meclis Salonunda gerçekleştirilen seçimlerde sandıktan çıkan isim Çeşme Belediye Başkanı M. Ekrem Oran oldu.

Kültürü, turizmi, sanatı, doğası ve daha birçok eşsiz güzellikleri bulunan, turizm destinasyonlarının başında yer alan Yarımadamız’daki ilçelerimiz şunlar:

Karaburun, Çeşme, Seferihisar, Urla, Selçuk, Güzelbahçe, Balçova, Narlıdere ve Menderes ilçeleri…

Şimdi yazıma Çeşme ile devam edeyim:

EÜ Çeşme Turizm Fakültesinde Shipley Altındağ Gastronomi

Akademisinin devir teslim töreni yapıldı.

Altı ay gibi kısa bir sürede tamamlanan Gastronomi Akademisi ile gastronomi eğitiminde Türkiye’de bir ilk olan model hayata geçirilecek.

Alanında çığır açacak böylesi bir akademiyi, turizm sektörüne kazandırmak kolay bir iş olmasa gerek.

Büyük destek veren; Çeşme Tarımsal Kalkınma Kooperatifi yönetimini ve Yönetim Kurulu Başkanı Yeşim Tüzün Yüksel’i de unutmamak lazım.

*- FİRMALARIN HABERİ OLMUYOR

Az önce birkaç hayırsever insanımız ve üniversitelerimize daha doğrusu devletimize yaptıkları büyük destekten söz ettim.

Ama devletimizin de şirketlere özellikle KOBİ denilen orta ve küçük boyuttaki işletmelere ‘hibe’ şeklinde destekleri var.

Ama nedense çoğunluk bunu bilmiyor.

Az sayıda şanslı (!) işletme sahipleri ise anında haberdar oluyor.

Ben de bu yüzden bir anımsatma yapayım:

Ticaret Bakanlığı ihracat yapan firmaların pek çok kalemde yurt dışı harcamalarının yüzde 70’e kadarını hibe olarak karşılıyor.

Kapsamı genişletilen ve artan oranlarla firma başına 4 yılda 240 milyona kadar hibe almak mümkün.

Teşviklerin yeterince kullanılmadığını ifade eden Kobi Türkiye Başkanı Koray Aksu, ‘Firmalara alacakları teşvikleri anlattığımızda hemen ihracata başlamak istiyor.

Bugüne kadar 5 binden fazla firmaya 27 bin 500 proje yaparak 300 milyon lira civarı karşılıksız destek sağlanmasına aracı olduk.

Türk Firmaları ihracat teşviklerini doğru kullanırsa ülke olarak ihracat hedefine rahatlıkla ulaşırız.

Yaptığımız anket çalışmasında 100 firmadan 60’ının teşviklerden habersiz ya da yeteri kadar bilgisi olmadığını tespit ettik’ ifadelerini kullandı.

Ticaret bakanlığı ihracat yapan firmalara yurt dışı seyahatlerde ulaşım ve konaklama masraflarında 500 bin tl, reklam ve tanıtım masraflarında 4 milyon tl, ofis, mağaza showroom ve depo kiralamalarında birim başına 2 milyon TL, 25 birime ise 50 milyon lira,  Fuar katılımlarında 750 bin TL, test analiz ve sertifikalarda 4 milyon Tl, marka tescil işlemlerinde 750 bin TL’ye kadar geri ödemesiz teşvik paketleri sunuyor. Bu teşvikler firmalar için adeta can suyu oluyor ve ihracat yapacakları cesaretlendiriyor. Toplamda firma başına 60 milyon TL’ye kadar yıllık destek almak mümkün.

Bu destekler 4 yıl süreyle devam ediyor.

Bir firma 4 yıl boyunca tüm teşviklerden toplamda 240 milyon liraya kadar destek alabiliyor.

Pek çok ihracat yapan ya da yapmak isteyen KOBİ, bu destekleri yeterince kullanamıyor.

Belirttiğim gibi;

2 bin firma üzerinde yapılan bir araştırmada 100 KOBİ’den 60’ı teşviklerden yeterince bilgi sahibi değil…

Bu arada belirtmek istiyorum:

Bu tür bilgileri İzmirlilere önceki iki dönem İZTO Meclisinde olan Filiz Avcı Belet sürekle veriyordu.

Ama şimdi bu tür bilgilendirmeler nedense yapılmıyor.

Umarım bundan böyle, ‘çalışacağız’ diyerek reklamlarını yaparak meclislere girenler ‘Kendine ve yakınlarına değil, izmir’e hizmet için seçildiklerini anımsarlar ve görevlerine daha ciddi sarılırlar.

Yeri gelmişken söyleyeyim;

Bazı sektör temsilcileri İZTO yani İzmir Ticaret Odası Başkanı Mahmut Özgener’i ziyaret ederek, ‘Bağlılıklarını ve kendilerini seçtirdiği için’ teşekkürlerini ilettiler.

Akıl alacak gibi değil…

Sanki onları sektörlerinin üyeleri, İzmirliler seçmedi…

Benim görüşüme göre, bu kişiler aslında Mahmut Özgener’e değil, şahsında ‘Tarafsızım’ demesine rağmen AKP yönetimlerine ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’a mesaj gönderiyorlardı.

Yoksa onların değil, birlikte çalışacağı ve oylarıyla Meclis üyelerinden destek alacağı için Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Özgener’in tek tek hepsini ziyaret edip kutlaması gerekiyordu.

Çark nedense İzmir’de bazen tersine işliyor…

Bunu fark eden de yok!

*- HİBE’DEN HABERSİZLER

Düşünsenize;

Teşviklerden yararlanan firmalar 4 yıl boyunca 240 milyon liraya kadar teşvik alarak hem ihracat yaptığı ülke sayısını hem de yurtdışına açtığı şubelerin sayısını artırıyor.

Örneğin bir kozmetik firmamız ihracatını 4 yılın sonunda 3 milyon dolardan 8 milyon dolara çıkararak yüzde 150 oranında bir büyüme sağladı.

Özellikle son dönemlerde ucuz TL, ihracatçılar için büyük avantajlar sunuyor.

Teşvikler sayesinde firmalar tüm enerjisini yurtdışı pazarlara açılmaya harcamaya başladı.

Bu sayede hem istihdam hem de üretim anlamında olumlu sonuçlar yakalıyor.

Ama bunlar nedense firmalara duyurulmuyor, anlatılmıyor…

*- BULUN BAKALIM

Bir önemli noktayı daha gündeme getireyim:

Türkiye turizmde rakiplerine göre sağladığı yüksek kaliteyi tüketici lehine daha iyi fiyatla sunuyor.

Bu, son dönemde daha yüksek sesle ve daha geniş bir kesimde dile getiriliyor.

Türkiye’nin WEF’in 112 başlıktan oluşan indeksinin 62 göstergesinde durağan ve gerilemiş ise de, gelişme gösterip iyi olduğu 50 gösterge var. Türkiye’nin yalnız fiyat/kalite ile değil, tercih edildiği başka nedenler de olmalı.

Her alan ve her sektörde olduğu gibi seyahat endüstrisinde de ülke ve sektörlerin uluslararası alanda rakipleri karşısında güçlü oldukları rekabet üstünlükleri ile karşılaştırılır.

Forbes Dergisi’nin Ekim 2022 sayısında Larry Olmsted imzalı makalede, Türkiye’nin sunduğu olanaklar ve sahip olduğu değerler karşısında ne kadar ucuz olduğu övülüyordu.

İspanya Turizm Bakanlığı eski yöneticilerinden Ignacio Vasallo 24 Nisan 2022’de Tourinews’teki yazısında ‘Türkiye’nin öteden beri en büyük kozu kitle turizminde fiyat/kalite dengesinde rakiplerinden önde olmasıdır’ diyordu.

Vasallo bir başka yazısında da ‘Türkiye’de konaklama fiyatları İspanya kıyılarına göre daha düşük olduğundan Almanya ve İngiltere’de bizimle rekabet ediyor’ diyordu.

Almanya’da yayınlanan FVW Dergisi’nin Kasım ayında Antalya’da düzenlediği toplantıda konuşan Alman tur operatörlerinden Georg Welbers (Alltours), Gerald Kassner (Schauinsland), Ralph Schiller (FT), Ingo Burmester (DER Touristik) ve Stefan Baumert (TUI), 2023 yılına ilişkin beklentilerini açıklarken Türkiye’nin en önemli avantajının tüketici lehine olan fiyat/kalite dengesi olduğunu söyledi.

İngiltere’deki tur operatörlerinden Jet2 ve Easyjet yöneticileri de kalite/fiyat konusunda Türkiye’nin rakiplerine göre önemli avantaja sahip olduğunu söylüyor.

Güzel.

Ama Türkiye’nin WEF’in 112 başlıktan oluşan indeksinin 62 göstergesinde durağan ve gerilemiş ise de, gelişme gösterip iyi olduğu 50 göstergeden yalnız fiyat/kalite ile değil, tercih edildiği başka nedenlerle de olmalı.

İşte bunlar neler?

Ben bunları bir gün kendi penceremden anlatacağım..

Ama bu işe yetkililer, uzmanlar ne diyor?

Özetle:

Türkiye turizmde edindiği deneyim ve sağladığı birikimi daha iyi değerlendirmeli?

Bu sorunun yanıtını versinler de biz de öğrenelim…

*- NEDEN OLMASIN?

Prof. Sven Lagerbring bir süre önce ilginç bir açıklama yaptı!

 ‘İsveçliler Türk kökenlidir. Tanrımız Odin de Türktür.’ dedi.

Şimdi konuyu açayım:

Prof. Lagerbring’e göre İsveç Tanrısı Odin, ‘Herwarar Masalı’nda Tirkiar (Türkler) ve Asiemaen (Asyalılar) olarak tanıtılan büyük bir kitlenin önderiydi.

İsveç tarihinin kurucusu olan Prof. Sven Lagerbring, Türkçe ile İsveççe arasındaki ortaklıklardan, mitolojik benzerliklerden hareket ederek, İsveçlilerin atalarının Türkler olduğunu söylüyor.

Lagerbring:

“İsveç masallarında da tanrı Odin’in ‘Türkland’dan geldiği anlatılıyordu. Vikinglerin Thor ve Odin isimli iki önemli tanrıları vardı.

Her iki isim de türk kökenli isimlerdir.

Thor adı TUR sözünden ve Odin adı da OT-İN (inen ateş) sözünden kaynaklanır.

Kurduğu krallıkların başlarına oğullarını geçirdiği söylenir.

Tasvirlerde kurtlarıyla gösterilen Odin’in Türkland’dan (Türk İli) İsveç’e yolculuğu masalda ayrıntılarıyla anlatılır, adaletinden ve bilgeliğinden söz edilir.”

*- MACARLAR GİBİ İSVEÇ’LİLER DE TÜRK

İsveç tarihçiliğinin babası sayılan Rektör Sven Lagerbring, Odin ve Oğullarının Kuzey Avrupa’ya Türkçeyi getirdiğini de kaydederek ‘Runik yazı adı verilen oyma yazılar da, Noveç’ten Orta Asya içlerine, Orhon Yazıtları’na kadar görülüyor.’ tespitinde bulunuyor.

Prof. Lagerbring İsveççe ve Türkçe gramer ve sözcük benzerliğini de ortaya koyuyor.

Çok sayıda sözcüğün birbirlerine benzediğini belirterek iki yüzden fazla örnek veriyor.

Bugün bile benzerlikleri ortada olan bir kaç sözcük:

Ata:’Att’, Borçlu:’Borgen’, Burç:’Burg’, Erlik:”Arlig”, Göl:”Göl”, Göm:”Göm”, Gülle:”Kula”,

Hal:’Halsa’, Hakan:’Hakan’, Hayda:’Hejda’

(Hoşçakal), Hey:’Hej’ (merhaba), Kandil:’Kyndil’, Kaan:’Konung’ (eğer), Kaz:’Gaz’, Kiler:’Kallere’,

Köy:’Koja’, Kule:’Külle’, Mana:’Mena’, Nam:’Namn’, Öküz:’Oxe’, Şen:’Shön’, Siper:’Spar’, Su:’Sju’, gibi..

*- BİLENİMİZ VAR MI?

Diğer yandan; Doç. Dr. Osman Karatay ve Emre Aygün’ün ortak kaleme aldığı bir makalede:

‘Türkistan’dan İskandinavya’ya göçen Kral Odini daha sonra tanrılaştırılmış ve Kuzeylilerin baştanrısı haline gelmiştir.

Kavminin adı Az’dır, yani Göktürk yazıtlarında karşımıza Az Budun olarak çıkan, Abakan bozkırında Kırgız komşuluğundaki halk.

Eskiçağda Azları Aral boylarında görüyorduk.

Timur bir sefere çıkmadan önce bu bölgedeki Öden Ata’nın kabrini ziyaret etmiş, dua ve dilekte bulunmuştur.’ bilgisine yer veriliyor.

*- ALMAN MÜDÜR BANA ANLATMIŞTI

Ben de konuya bir katkıda bulunayım.

İzmir’de benim gençliğimden bu yana ‘Alman Kütüphanesi’ ve Almanların Kültür Derneği var.

Bu önemli kültür merkezinin müdürlüğünü çok yıllar Dr. Wilderman yaptı. Bornova’da Rektörlük binasının yakınında oturuyordu.

Bizden daha küçük yaşta olan oğlu da sanıyorum yakın zamana kadar Bornova’da oturuyordu.

Konum onlar değil…

İşte Dr. Wilderman’dan çok sonra, sanıyorum 15 yıl kadar önce uzun yıllar Macaristan’da kalan ve oradan İzmir’e tayini çıkan ve eşi İzmirli bir Türk kızı olan müdür geldi.

‘Alman dil uzmanı’ olan bu Müdür, ziyaretime gelerek benimle tanışmak istedi.

O zamanlar bunu yazmıştım…

Ve o Alman Müdür açık ve net söyledi:

‘Macaristan’da dil üzerine incelemelerde bulundum. Sonunda, kabul etmeseler de, Macarların Türk soyundan geldiklerini bilimsel olarak ispatladım..’

Nedense hiç kimse ilgilenmedi..

Sadece kitaplarda Ortaasya’dan göç yolları gösterilirken, Macarların da Türk olduklarından ama bunu inkar ettiklerini görmüş, öğrenmiştik…

Sonra ne oldu?

Birdenbire Almanlar İzmir’e, aynı yere bir başka müdür daha tayin ettiler.

Yani iki müdür birlikte oldu bir süre..

Sonra da ‘Macarlar da Türk’ diyen uzman dilbilimcinin başka ülkelere çıktı…

Sonrasını takip etme imkânım olmadı…

Daha fazlasını yazmak istiyorum, aklımdan geçenleri ve ilgisiz ilgilileri de ama kendimi tutuyorum…

*-

Yaşar EYİCE
0532 781 95 18
Twitter: @Yeyicee
Facebook:  yasar.eyice.311